Zarif Laçin yazdı Bugün Acının Şehrinde, Van’dayız

Reklam!

 

 

BUGÜN ACININ ŞEHRİNDE, VAN’DAYIZ

Bundan tam 8 yıl önce, 23 Ekim 2011 tarihinde Van’da 7.2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu depremde 604 kişi yaşamını yitirmiş, 200 den fazla kişi enkazın altında, yapılan arama kurtarma çalışmaları sonucunda sağ kurtarılmış, yüzlerce insan yaralanmıştı. Van depreminin yararattığı yaralar sarılmaya çalışılırken, 9 Kasım’da da merkez üssü Edremit olan, 5.6 büyüklüğünde ikinci bir deprem meydana gelmişti. Bu depremde de 32 kişi hayatını kaybetmiş ve yine onlarca kişi yaralanmıştı.

Türkiye’de meydana gelen büyük depremlerden biriydi Van depremi. Çok fazla insanın yaşamını yitirdiği ve bir çok insanın bedenen ve ruhen büyük yaralar aldığı bir olay olarak tarih sayfasına geçti.

İnsanlar büyük kayıplar yaşadı o dönem. Kimi; ailesinden neredeyse herkesi kaybetti. Kimi; yıllarca bir arada olduğu komşularını, arkadaşlarını, öğretmenlerini, öğrencilerini, çocuklarını, anne ve babalarını kaybetti. Kimi; kolunu, bacağını, gözünü ve hayatını…
Van’da, bir çok ev ve işyeri yıkıldı, taş üstünde taş kalmadı deyim yerindeyse. Yaşanan ölümlerin yanısıra, geride kalanlarda da, unutamayacakları bir travma yarattı.
Bu çok büyük bir bedel oldu. Özellikle çocuklar açısından.

Hepiniz hatırlarsınız 14 aylık Azra bebeğin mucize kurtuluşunu…

Birde 13 yaşında depremin simgesi haline gelen Yunus’u… Yüzlerce insan arasında, hiç tanımadığımız ama ordaki bir çok insanın tanıdığı isimler arasındaydı Yunus. Enkaz altında kalanların acılarını resmetmişti, o kısacık yaşamında. Yaşananları bir fotoğrafın karesine sığdırır gibi gözlerine sığdırmaya çalışmıştı.
Ne olduğunu anlayamadan bir oyun salonunda yakalanmıştı depreme. Tahminlere göre onu korumak için üzerine kapaklananan ve oracıkta hayatını kaybeden bir kişiyle birlikte kurtarılmayı beklemişti saatlerce. Ssaatler sonra enkazın altından çıkarıldığında, yüzündeki çaresizliği ve o korkunç acıyı görmek mümkündü. Belkide kurtarılmayı hiç beklemiyordu. Yaşadığı şokun etkisiyle kendisini kurtaranlara ilk sorduğu şey saatin kaç olduğuydu…
Dokuz çocuklu Geray ailesinin sekizinci çocuğuydu Yunus ve İlköğretim 4. sınıftaydı. Hayallerinin ve umutlarının bilinmezliğiyle beraber, nedenini asla unutamayacağımız o ifadesiyle hastaneye kaldırılan Yunus, yoldayken daha fazla dayanamamış ve hayatını kaybetmişti. Bu kareler, bir fotoğrafı dahi olmayan Yunus’un, kimliği üzerindeki fotoğrafı dışındaki tek fotoğrafı oldu.

Van depreminin yarattığı korku, aynı zamanda;
Evini, sevdiklerini, işyerini, işini kaybedenlerin bundan sonrası için ne yapmaları gerektiği konusundaki endişelerini de beraberinde getirdi. Bu tür vakalar sadece can kaybına sebebiyet vermez. Çok daha büyük sorunlara neden olur.
Bunların arasında en önemlisi ve en zor olanı da yeniden hayata tutunabilmek…
Dolayısıyla her depremde olduğu gibi bu olayın da geride bıraktığı enkazın ne derece ciddi boyutta olduğunu görmek mümkün.

Van depremi bir yandan olayı yaşayanlarda bu tarifsiz acıları ve çaresizlikleri yaratırken, diğer yandan da ortak duyguda buluşmayı gerektirirdi elbette. Yani Empati duygusunu.
Peki olması gerektiği gibi acılar paylaşıldı mı 8 yıl önce?
Türkiye’nin bir çok yerinde yardımlar sözkonusu oldu.
Maalesef bugün olduğu gibi o gün de yapılan yardımların hiç biri yerine ulaştırılmadı.
Ulaşan yardımların dağıtımı eşit şekilde yapılmadı.
İnsanlar, bir yandan yaralarını hızla sarmaya çalışırken,
Öbür yandan ne yazık ki acımasız ve etik olmayan davranışlara maruz kaldılar. Milliyetçilik egosu daha ağır bastı insanlıktan.
Bir yandan ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılırken ( yatak, yiyecek, içecek, giyecek, barınma gibi) öbür yandan soğuklarla mücadele ettiler.
Çadır verildi denildi, ama her nedense asla sahiplerine ulaşmadı.
Toplanan milyonlarca paranın akibeti öğrenilemedi maalesef.
Böylesine korkunç ve can yakan bir olayda ordaki insanlara gereken önem verilmedi, yeterince hassasiyet gösterilmedi.
Bir çok insanın ihtiyaçlarına dokunulmadı dahi.

Üzerinden 8 yıl geçti ve bütün yaralar sarılmaya çalışıldı, izleri asla yok edilemeyen.

Aradan geçen bunca zamana rağmen değişmeyen tek şey; Yunus’un gözlerinde bize miras kalan o fotoğraf karesi oldu.
İnsanlık bir kez daha Doğu ve Batı arasında sıkışıp kaldı….

Bu acıların bir daha yaşanmaması dileğiyle.